logo

23 Mayıs 2016

Neme lazım

11402844_10153363114839491_593090099835625252_nBugün Gazete Kilis’te  ve sosyal medyada haberleri görmüşsünüzdür.  Akp tek bir kişinin işareti ile seçimle gelen bir başbakanı nedenini belirtilmeden görevden el çektirilerek, tek kişilik bir kongre yaptı..

Bu kongrede bir kişi, tek bir kişinin iradesi ile yeni genel başkan ve başbakan oldu. Hayırlı olsun.  Kilis’e bombalar, roketler atılıp vatandaşlarımız ölürken, gazetelere ilanlar verilirken KİLİS’E SES VER, diye, TBMM kürsüsüne çıkarak Kilis’teki durumu anlatıp, olayın vahametini ortaya koyacağı yerde, KİLİSTE PATLAYAN BOMBALAR diyerek olayın üzerini örtmeye çalışan Kilis milletvekili Hilmi Dülger yedek olarak MKYK listesine girdi, onada hayırlı olsun. Ama en çok canımızı acıtan, kongrenin yapılacağı salonun önünde, belediye başkanımızın organizasyonu ile davul zurna çalıp halay çeken, üzerlerinde KİLİS yazılarını taşıyanlardı. Memleket güllük gülistanlık ya, Avrupa bizi kıskanıyor ya, vur patlasın ÇAL oynasın….

Yaşadığımız günlerin ve geleceğimiz ile ilgili, yazılıp çizilecek çok şey var. Anlatılacak, okunulacak çok şey.. Ama ben bugün sizlere, Kanuni Sultan Süleyman Han ile Alim Yahya Efendi arasındaki  tarihten bir kıssayı sizlerle paylaşmak istedim.

İyi okuyup, iyi anlayıp, iyi düşünmenizi dilerim.

NEME LÂZIM, BE SULTANIM!”
Kanuni Sultan Süleyman Hân (rh.), en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin âkıbetini hayal eder. Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı, diye düşünmeye başlar.
Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu, keşfine inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir. Mektup kısaca (mealen) şöyledir:
“Sen ilâhî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olup da izmihlâle uğrar mı?”
Mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma da çok uzundur: “Neme lâzım, be Sultânım!”
Topkapı sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mânâ veremez. Yahyâ Efendi gibi bir zâtın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünemez. Söylenmeye başlar: “Acabâ bilemediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?”
Nihayet kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar süt kardeşine:
— Ağabey, ne olur mektubumdaki soruma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al! Yahyâ Efendi duraklar:
— Sultânım, sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunun üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arzettim.
— İyi ama, bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece, “Neme lâzım, be Sultânım!” demişsiniz. Sanki, beni böyle işlere karıştırma, der gibi bir mânâ akla gelmektedir.
İşte bundan sonra Yahya Efendi tarihî cevabını açıklar:
— Sultânım, der. Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi’ olsa, işitenler de neme lâzım, deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryâdı göklere çıksa, bunu da taşlardan başkası işitmese… İşte o zaman devletin sonu görünür. Âsâyişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir…
Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder. Sonra da kendisini böyle îkaz ve irşâd eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allâh’a şükreder. Bu türlü îkazlardan hiçbir zaman geri kalmaması için de tembihte bulunarak oradan ayrılır.

Bu hâdise böylece tarihe geçer. Bunca zaman sonra bizlere mesajını sunar, ibret dersi verir…

Ancak ibret alınacak yerde bugün davul zurna ÇAL’ınıyorsa yarınlarda başımıza gelecekler hakkında söz hakkımız ve neden başımıza bunlar geldi diye sorma hakkımız olmaz…

Neme Lazım, benden söylemesi..

MİTHAT BEKAN

 

Share
10826 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

Neme lazım” için 1 yorum

  1. Yusuf duman : diyor ki:

    Super bir yazı kaleme almişsınız tebrik ederim
    Durum ancak bukadar guzel anlatılabilirdi